Yargıtay İçtihatları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1038 Esas 2021/458 Karar ve 13.04.2021 tarihli en güncel kararı ile düğünde takılan altın ve paraların aksi kanıtlanmadığı müddetçe kadına bağışlanarak kişisel malı sayılacağına hükmetti.

Kapsam

Düğünde takılan takıların boşanma durumunda hangi tarafa ait olduğuna ilişkin Türk Medeni Kanunu ve ilgili diğer mevzuatta açıkça yazılı bir düzenleme olmaması hakimlerin Türk Medeni Kanunu md. 1 kapsamında örf ve âdet hukukunu uygulaması neticesinde farklı şekillerde hüküm kurmalarına neden oluyordu. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/1038 Esas 2021/458 Karar ve 13.04.2021 tarihli en güncel kararı ile bu hususta içtihat birliği oluştu.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı öncesinde durum nasıldı?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/1038 Esas 2021/458 Karar ve 13.04.2021 tarihli en güncel kararı öncesinde Yargıtay tarafından birbirinden farklı hükümler kurulmasına neden olmaktaydı.

Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2017/1769 Esas 2018/13037 Karar sayılı ilamında;                        

‘’Evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun ona bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. Bu durumda ziynet eşyalarının iade edilmemek üzere erkeğe verildiğinin ispatlanması halinde erkek almış olduğu ziynet eşyalarını iadeden kurtulur.’’

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2019/2763 Esas 2019/9997 Karar sayılı ilamında;

‘’Kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma bulunmadıkça kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliği kazanır. Bu eşyaların iade edilmemek üzere kocaya verildiği, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığı hususu davalı tarafça kanıtlandığı takdirde, koca bu eşyaları iadeden kurtulur.’’

şeklinde takılan ziynet eşyalarının kim tarafından takıldığı önem arz etmeksizin kadının kişisel malı niteliğinde olduğu yönünde hükümler bulunmakta idi. 

Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/1040 Esas 2020/240 Karar sayılı ilamında;

‘’Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, kadına özgü ziynet eşyası niteliğindeki bilezik eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir âdet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır.’’

İçtihadı doğrultusunda, düğünde takılan takılar açısından ‘’kadına özgü ziynet eşyası’’ ayrımı ortaya koyulmuş ve bu yolla kadına özgü sayılmayan ziynet eşyalarının erkeğe verilebileceği noktasında ayrıksı bir emsal karar vücut bulmuştur.

Yargıtay’ın güncel kararı ile nasıl içtihat birliğini sağlamış oldu?

Yargıtay’ın bu husustaki farklı kararları neticesinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise son olarak 2017/1038 Esas 2021/458 Karar ve 13.04.2021 tarihli en güncel kararı ile ‘’genel örf ve âdet ile ülke gerçeklerine göre; kim tarafından hangi eşe takılırsa takılsın aksine örf ve âdet ile kural olmaması halinde kadına bağışlanmış ve artık kadının kişisel malı olarak kabul edildiğine’’ hükmederek içtihat birliğini sağlamıştır.

Kararın Hukuki İncelemesi

Davacı İstemi:             

Davacı vekili boşanma talebini de içeren daha sonra ziynet talepleri yönünden tefrik edilen dava dilekçesinde; taraflara düğünde takılan 200 adet çeyrek altın, 6 adet tam altın, 3 adet yarım altın, 19 adet 20’şer gram 22 ayar altın bilezik ile 1 adet 14 ayar 13 gram altın bilezikten oluşan ziynet eşyasının öncelikle aynen iadesine, mümkün olmaması hâlinde ödeme günündeki değerlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

Davalı vekili; talep edilen miktarda ziynet eşyasının bulunmadığını, toplamda 150 civarı küçük altın ve muhtelif ölçülerde bilezik takıldığını ancak örf ve adetlere göre düğünde takılan tüm takıların erkek tarafına ait olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:  

12. Aile Mahkemesinin 10.11.2014 tarihli ve 2013/241 E., 2014/732 K. sayılı kararı ile; davaya konu ziynetlerin davalı yan uhdesinde kaldığının kabulü ile birlikte düğünlerdeki takıların kime takıldıysa ona ait olacağına ilişkin geleneklerinden bahseden davalı tanığının beyanı ve taraflara takılan takıları gösterir bilirkişi raporu benimsenerek sadece kadına ait olduğu anlaşılamayan davalıya takılan takıların onun kişisel malı sayılacağı gerekçesiyle, ispatlandığı kanaatine varılan 31 çeyrek altın, 22 ayar 11 adet bilezik, 22 ayar 1 adet bilezik, 1 adet 14 ayar fantezi bilezik yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davacı ve davalı vekilleri süresi içerisinde İlk Derece Mahkemesi Kararına karşı temyiz talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 27.01.2016 tarihli ve 2015/2539 E., 2016/842 K. sayılı Bozma Kararı:

Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; Kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyaları, kim tarafından, kime takılırsa takılsın, kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı sayılır. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi hükmü gereği aksine bir hüküm bulunmaması halinde taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlü olduğu, ispat yükünün olağan hayatın akışına aykırı durumu iddia eden tarafa düştüğünün altı çizilerek; davalı tanığın ifadelerinin yeterli ispat gücünde olmadığı, yanılgılı değerlendirme sonucunda İlk Derece Mahkemesi’nin hüküm tesisi doğru görülmeyerek bozulmuştur.

12. Aile Mahkemesi’nin 30.05.2016 tarihli ve 2016/234 E., 2016/388 K. sayılı Direnme Kararı:

Özel dairenin bozma gerekçesinin doğru olmadığı, zira tanık …’nın yeminli ifadesinde bu tür takıların kime takılır ise onun sayılacağına dair adetleri olduğunu beyan ettiği, günümüzde erkeklerin de altın günleri yapmaya başladıkları, bankalarda altın hesabı açtıkları, bu tür değerli metallerin tasarruf amacı ve aracı olarak sürekli alınıp satıldığı, para biriktirildiğinde bu nitelikte değerli metallerin herkesçe edinildiğinin bir gerçek olduğu, kaldı ki Özel Dairenin bu takıların kadına bağışlanmış sayılacağını kabul ettiği, bağışın, bağışlayan kişinin bağış iradesini bağışlanana tevdi etmesi ve bağışlananın da bu bağışı kabul edilmesi ile sonuçlanan bir işlem olduğu, düğün sırasında davacıya bağış iradesini gösterip ona takı takma serbestisi var iken hâlen yatırım amacı ve aracı niteliğinde olan belirtilen takıların davalıya takılması hâlinde, bu takıları takanların bağış iradesinin davacıya değil davalıya yöneltildiği ve onun da kabul etmesi ile artık davalının kişisel malı olacağı kanaatinin hasıl olduğu, tanığın doğru söylemediğine ilişkin somut belirti olmaz ise asıl olanın yeminli tanıkların doğruyu söylediklerinin kabul edilmesi gerektiği, tanığın salt davalının annesi olmasının onun doğruyu söylemediğini kabule yetmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesiyle yargılama Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda yapılmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1038 Esas 2021/458 Karar ve 13.04.2021 tarihli Kararında:

İspat hukuku yönünden inceleme yaparak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 187/1 hükmünde ’’İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.” şeklinde düzenlendiği, İspatı gereken olayların, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabileceğini ve ispat yükünün Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki maddeleri gereği tarafların hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olup, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan lehine hak çıkaracak tarafa ait olduğuna değinilmiştir.

Mevzuatımızda, düğün sırasında takılan ziynet ile parasal değeri olan bütün eşyanın aidiyeti konusunda yazılı bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenledir ki, örf ve âdet hukuku uygulanmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına, yaygın örf ve âdet ile ülke gerçeklerine göre kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyası ve paralar kim tarafından ve hangi eşe takılırsa takılsın aksine bir anlaşma ya da örf ve âdet kuralı olmadığı takdirde kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı kabul edilir. Yani erkeğe takılan ziynetler ve paraların da aksi kanıtlanmadığı müddetçe kadına ait olduğu kabulü vardır.

Düğünde takılan takıların erkeğe ait olduğu yönünde örf ve adetleri bulunduğunu belirten davalının, dinlettiği tanığın beyanı ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına yansıyan yaygın örf ve âdet karşısında daha köklü bir adetin varlığını ispatlayamadığı açıktır. Bu durumda genel kuraldan ayrılmayı gerektirecek bir durum söz konusu değildir şeklindeki gerekçeler ile direnme kararı kurul çokluğu tarafından isabetli bulunmamıştır.